25 Haziran 2026•Güncelleme: 25 Haziran 2026
Cincinnati Üniversitesinden Bekir İlhan, İran dosyasının ABD iç siyasetindeki yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimi için bir dış politika sorunu olduğu kadar bir iç politika sorunu olmaya da devam ediyor. Üstelik savaşın beklenenden uzun sürmesi meseleyi Trump için daha çetrefilli hale getirdi. Pakistan’ın öncülüğünde ortaya çıkan İslamabad Mutabakatı sonrasında İran’la daha kapsamlı bir anlaşma için müzakere süreci başladı. Fakat şu ana kadar iç politikada hem Cumhuriyetçilerden hem Demokratlardan gelen tepkilere bakıldığında, Trump çift taraflı bir baskı altında. Dahası Cumhuriyetçiler de mutabakat zaptı konusunda kendi içinde bölünmüş vaziyette. 2026 yılının kasım ayında gerçekleştirilecek ara seçimlere doğru giderken elinde bir İran Savaşı’yla seçimlere gittiği takdirde Trump, daha ağır baskılarla karşılaşacaktır.
İran Savaşı ve Cumhuriyetçi Parti’de 2028 hesapları
Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın ikinci döneminde İsrail’e destek konusunda ayrışmalar gün yüzüne çıkmıştı. Partinin MAGA kanadı olarak tabir edilen popülist sağ kesimi İsrail’e yönelik Amerikan desteğini uzun süredir açıktan sorguluyordu. Diğer taraftan daha geleneksel sağ ve parti müesses nizamını temsil eden isimlerse İsrail’e verilen desteği sıkıca savunmaya devam ediyordu.
MAGA kesimi İran’a yönelik müdahaleye karşı gelse de savaşı durduramamıştı. Zaten bu kesim genel olarak dış politikada izolasyonist eğilimlere sahip. Sadece Orta Doğu’ya yönelik Amerikan müdahalelerini değil Ukrayna’ya verilen desteği de eleştiriyorlar. Başkan yardımcısı JD Vance parti içinde bu damarın en güçlü temsilcisi olarak görülebilir. Nitekim İran’la anlaşma konusunda diplomatik temasların merkezinde de kendisi var. Bu nedenle özellikle İsrail’e yakın kesimler tarafından hedefe konulmuş vaziyette. Kendisi de son zamanlardaki çıkışlarıyla İsrail’in mutabakata yönelik tutumunu daha açıktan eleştirmeye başladı.
2028 başkanlık seçimleri düşünüldüğünde mevcut durumda Vance en güçlü aday konumunda. Henüz aralarında açıktan ciddi bir rekabet görüntüsü olmasa da Dışişleri Bakanı Marco Rubio diğer bir potansiyel aday. Rubio, Vance ile kıyaslandığında İsrail’e daha az mesafeli bir olarak değerlendirilebilir. Venezuela operasyonunda oldukça kredi topladığı da söylenebilir. İran’a yönelik şahin bir tutum sergilese de savaşta istenen sonucun gelmemesiyle beraber çok fazla ön plana çıkmamayı tercih etti. Yine Rubio’nun Vance gibi popülist sağdan ziyade parti içinde müesses nizama yakın olduğu söylenebilir. Dış politikada genel olarak şahin duruşa sahip olduğunu da belirtmek lazım.
Cumhuriyetçi Parti müesses nizamı ise anlaşma konusunda şüphelere sahip. Olası bir nükleer anlaşmanın İsrail’in de çıkarlarını gözetmesi gerektiğini savunuyorlar. Örneğin Senatör Lindsey Graham bir nükleer anlaşmanın ve yaptırımların kaldırılması konusunun Kongre denetimine tabi olması gerektiğini açıktan ifade etti.
Cumhuriyetçi Parti elitlerinde mevcut durumda yukarıda özetlenen bölünme varken tabanda ise İran Savaşı konusunda Trump’a destek sürüyor. Anketlere bakıldığında Cumhuriyetçi kamuoyu Trump’ın savaşı ele alış biçimini destekliyor. Fakat özellikle genç ve beyaz seçmende bu destek yaşlılar arasındaki kadar güçlü değil. Bu demografik grubun MAGA çizgisine daha yakın olduğu da eklenmeli. Fakat “İran tehdidinin” Amerikan medyasında yıllardır işlenen bir tema olması ve savaş konusunda Cumhuriyetçi tabanın Trump’ın şahsına olan itimadı da düşünüldüğünde Cumhuriyetçiler arasında İran’a yönelik şahin tutumun yaygın olması pek şaşırtıcı değil.
Demokratların tutumu
Demokrat Parti’ye bakıldığında ise yine partinin müesses nizamı ve sol kanadı arasında bir ayrışma olduğu görülüyor. Partinin müesses nizamının aksine kendini “progresif sol” veya Demokratik Sosyalist olarak tanımlayan kesimleri zaten çok uzun bir süredir Amerika’nın İsrail’e desteğine karşı çıkıyordu. Yine Demokrat ve liberal seçmen gruplarında savaş konusunda Trump’a destek oldukça düşük seviyede seyrediyor.
Mevcut durumda ABD ve İran arasında bir müzakere süreci devam etse de bunun son derece kırılgan olduğu aşikar. Bir mutabakat zaptının ortaya çıkması bile ayları buldu. Müzakere sürecinin de uzun sürmesi beklenebilir. Bu süreçte savaşa geri dönülmesi durumunda Demokratlar önümüzdeki ara seçimleri “Trump’ın İran Savaşı seçimine” dönüştürebilir. Cumhuriyetçi Parti tabanından olmasa bile kendini ılımlı ve bağımsız olarak tanımlayan, siyasi spektrumun ortasında konumlanan seçmenden oy alabilirler. Bu da bazı eyaletlerde seçim sonuçlarını ciddi şekilde etkileyebilir.
Büyük kırılma: Kasım 2026 ara seçimleri
Tüm bunlar göz önüne alındığında Kasım 2026 ara seçimlerinin önemine yeniden işaret etmekte fayda var. Seçimlerde Demokratların, Kongre’de üstünlüğü ele geçirmesi durumunda Amerikan iç siyaseti Trump dış politikası için bir fren mekanizması görevi görecektir. Özellikle Demokratlar, Venezuela ve İran operasyonlarının gerekçelendirme konusunda Trump’ın anayasal yetkilerini geniş şekilde yorumladığı iddiası üzerinden bir Kongre soruşturması süreci başlatabilirler. Bu durumda Trump kendini Kongre’de hem Demokratlar hem de kendi partisiyle bir pazarlık durumunda bulacaktır. Bu da özellikle dış politikada atacağı adımlar konusunda Kongre’yle daha uyumlu olmasına neden olabilir. Bu noktada Kongre’nin Amerikan sistemi içinde lobi gruplarının etkisine daha açık bir yer olduğunu da hatırlatmak lazım. Böyle bir durumda Trump’ın, İsrail politikasını ikinci dönemindeki gibi kendi şahsi ajandasından ziyade ilk dönemindeki gibi Kongre’yle ilişkisi ve soruşturmalar üzerinden şekillendirme ihtimali mevcut.
Sonuç olarak, İran Savaşı’nda çatışma şimdilik dursa da mesele önemli bir dosya olarak Amerikan iç gündeminde masada olmaya devam ediyor. Nihai bir anlaşma için uzun ve kırılgan bir süreç öngörülse de Trump için riskler her geçen gün daha da artıyor. Bu noktada Kasım ayındaki ara seçimlere savaştan bağımsız bir gündemle girmek kendisi için oldukça önemli. Savaşın tam anlamıyla sonlandırılması konusunda belirsizlik devam ettiği müddetçe Trump iç politikada hem kendi partisi içinden hem Demokratlar tarafından daha fazla baskıyla yüz yüze gelecektir.
[Bekir İlhan, University of Cincinnati, School of Public and International Affairs'te Siyaset Bilimi alanında doktora adayıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.